Belediyeler, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda açıkça tanımlanmış görevlerini kendi iç mekanizmalarıyla yerine getirmek zorundadır. Bu görevler arasında temizlik işleri, altyapı hizmetleri, ulaşım düzenlemeleri ve sosyal hizmetler bulunmaktadır. Her biri belediye bünyesinde oluşturulan müdürlükler aracılığıyla yürütülür: Temizlik İşleri Müdürlüğü, Fen İşleri Müdürlüğü, Zabıta gibi.
Gösterişli kampanyalar ya da dışarıdan baskılar kısa vadede dikkat çekebilir; ancak uzun vadede sürdürülebilir hizmet anlayışını sağlamaz. Vatandaşın güveni, reklamda gördüğü mutluluk tablolarından değil, günlük yaşamında karşılaştığı somut hizmetlerden doğar. Çöpün zamanında toplanması, yolların düzgün olması, ulaşımın aksaksız işlemesi ve sosyal desteklerin erişilebilir olması belediyenin gerçek başarısını gösterir.
Bu noktada kritik olan, belediyelerin kendi iç denetim mekanizmalarını, planlama süreçlerini ve hesap verebilirlik sistemlerini güçlendirmesidir. Böylece dışarıdan “arkasını toplama” ihtiyacı ortadan kalkar. Vatandaş da haberlerde gördüğüne, sosyal medyada karşısına çıkana değil, bizzat yaşadığına inanır.
“Mutluluk klipleri” sadece görmek isteyenleri mutlu eder; gerçek mutluluk ise sahada, günlük yaşamda aksaklık yaşanıp yaşanmadığına bakılarak ölçülür. Bu nedenle belediyecilikte kurumsal kapasite tartışması doğrudan vatandaşın yaşam kalitesiyle bağlantılıdır.
Vatandaşın seçtiği belediye başkanı hizmet için vardır. Bir belediye başkanı istediği kadar klip çeksin, açılış yapsın, halkın içinde sempatik olmaya çalışsın, kendisini gönüllerde zannetsin; vatandaş evinden çıktığında ilk sokağındaki çöpe, temizliğe, yoluna, yürüdüğü kaldırımına bakar.
Belediye makamı, halkın derdine koşanların yeridir; güç gösterisi yapanların değil. Sorunları görmezden gelen başkan ve kendi görev verdiği ekibi ağzıyla kuş tutsa bile genel merkezini de zora sokar. Kendi vatandaşını üzen başkan, genel merkezi zora sokar; merkezi zora sokan belediye başkanının ise suyu ısınmış demektir.
“İtmeyle, dürtmeyle alınan hizmet hizmet değildir.” Yani bir işi gönülsüz, baskıyla veya zorlamayla yaptırmak, gerçek anlamda hizmet sayılmaz. Hizmetin özü; isteklilik, samimiyet ve karşıdakine değer verme duygusudur.
"Bir belediye başkanı sevgisi için değil, görevi için seçilir. Seçtikleriniz sizi sevsin diye peşlerinde dolanmayın; bırakın işlerini yapsınlar."
Kalın sağlıcakla.