Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı, Sağlıklı Nesiller İçin Bilimsel İş Birliklerine Öncülük Ediyor
Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı, Sağlıklı Nesiller İçin Bilimsel İş Birliklerine Öncülük Ediyor
İçeriği Görüntüle

Eğitimde Her Sorun Çözüldü de Bir Ortak Sınav mı Kaldı?

Millî Eğitim Bakanlığı, Ortak Yazılı Sınav Sistemi'ni hayata geçiriyor.

Kılavuza bakınca insanın aklına şu soru geliyor:

Eğitimde bütün temel sorunlar çözüldü de geriye bir tek sınavları merkezileştirmek mi kaldı?

Bugün birçok okulda sınıflar kalabalık. Öğretmenler yoğun evrak yükü altında. Veliler eğitim maliyetlerinden şikâyetçi. Öğrenciler sınav kaygısıyla, mezun olduklarında ise gelecek kaygısıyla mücadele ediyor. Öğretmenle birebir eğitim desteği almak bile her öğrenci için mümkün olmuyor.

Ama görünen o ki sistemin önceliği yine sınav.

Üstelik öyle bir sınav ki öğretmene, “Sen soru hazırlarsın ama nasıl hazırlanacağına, hangi havuzdan soru seçeceğine ve hangi çerçevede ölçeceğine biz karar veririz” deniliyor.

Oysa ölçme ve değerlendirme, öğretmenliğin ayrılmaz bir parçasıdır.

Öğretmene “Kendi sınavını yapma, biz merkezî sınav yapacağız” demek; hekime “Hastanın nabzını, tansiyonunu ve ateşini sen ölçme, biz merkezden ölçeceğiz” demekten çok farklı değildir.

Çünkü tepeden görünenle sahada yaşanan her zaman aynı değildir. Masaya ulaşan veriler, sınıfın gerçek nabzını bütünüyle yansıtmayabilir.

Öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir. Aynı zamanda öğrencinin seviyesini gözlemleyen, eksiklerini tespit eden ve eğitim sürecini buna göre yöneten kişidir.

Bir yandan öğretmene “Sınıfın sorumlusu sensin” denilirken diğer yandan en temel mesleki araçlarından biri olan ölçme ve değerlendirme alanının giderek merkezileştirilmesi düşündürücüdür.

İşin bir başka boyutu daha var.

Türkiye'de birçok sınav sisteminde olduğu gibi, bunun etrafında da yeni bir hazırlık piyasasının oluşması sürpriz olmayacaktır.

Şimdiden merak ediyorum: Yarın kitapçı raflarında “Ortak Yazılı Sınavların Çıkmış Soruları”, “OYSS Soru Bankası”, “OYSS'de Çıkabilecek Sorular” ve “Yeni Nesil Ortak Yazılı Kampı” isimli yayınları görecek miyiz?

Muhtemelen göreceğiz.

Çünkü eğitimde yapılan hemen her değişiklik, beraberinde yeni bir ticari alan üretiyor. Sistem daha başlamadan yayınevleri, kurslar ve çeşitli platformlar hazırlık yapmaya başlıyor.

Eğitimde sorunlar aynı kalıyor, sadece isimler değişiyor.

Asıl sorgulanması gereken ise şu:

Bu sistem sahadaki öğretmenin talebiyle mi ortaya çıktı? Öğretmenlerin büyük çoğunluğu gerçekten böyle bir uygulamaya ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor mu? Pilot uygulama sonuçları kamuoyuyla paylaşıldı mı? Sahadan gelen eleştiriler ne kadar dikkate alındı?

Ne yazık ki eğitimde sıkça karşılaştığımız bir tablo var: Önce karar alınıyor, sonra uygulanıyor, ardından tartışılıyor. En sonunda ortaya çıkan aksaklıklar giderilmeye çalışılıyor.

Yani planlama, uygulamanın gerisinden geliyor.

Oysa eğitim, deneme-yanılmaya bırakılamayacak kadar önemli bir alandır. Bir fabrikada yapılan hata maddi zarar doğurabilir. Eğitimde yapılan hata ise bir neslin zamanından çalar.

Yanlış bir uygulamanın faturası bazen yalnızca bir sınav dönemine değil, bir öğrencinin hayatından eksilen bir yıla mal olabilir. Kaybedilen özgüvenin, geciken hedeflerin ve ertelenen hayallerin bedelini ise en çok öğrenciler öder.

Bir de işin şu tarafı var:

Türkiye'nin her okulu aynı mı?

Her okulun öğretmen kadrosu, öğrenci profili, fiziki imkânları ve bulunduğu bölgenin sosyo-ekonomik şartları bir mi?

Bir tarafta laboratuvarı, kütüphanesi ve teknolojik altyapısı güçlü okullar var. Diğer tarafta temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan okullar bulunuyor.

Bir okulda öğrenciler özel ders ve kurs desteği alırken başka bir okulda öğrenci, ailesine destek olabilmek için mücadele ediyor.

Böyle bir tabloda herkesi aynı soru havuzuna, aynı ölçüye ve aynı sınav anlayışına tabi tutmak ne kadar gerçekçi?

Eğitimde fırsat eşitliği önce şartlarda sağlanmalıdır. Şartlar eşit değilken ölçme araçlarını eşitlemek, adaleti tesis etmek değil, eşitsizlikleri standartlaştırmaktır.

Asıl soru şudur:

Okulların imkânları eşitlenmeden, öğretmen açığı giderilmeden, sınıf mevcutları makul seviyelere çekilmeden ve eğitim kalitesi ülke genelinde dengelenmeden yeni bir sınav sistemi hangi sorunu çözecek?

Öğretmene güvenmeden, onu karar süreçlerine dâhil etmeden ve sahadaki gerçekleri dikkate almadan yapılan her düzenleme, ne kadar teknolojik görünürse görünsün eksik kalmaya mahkûmdur.

Çünkü eğitimin merkezinde sistemler değil, insanlar vardır. O insanların başında da öğretmen gelir.

Sorulması gereken esas soru şudur:

Eğitimde gerçekten çözülmesi gereken en büyük mesele ortak yazılı sınavlar mı, yoksa eğitim politikalarının ortak akılla oluşturulamaması mı?

Belki de cevap tam burada saklıdır.

Çünkü eğitimin geleceğini belirleyecek olan şey sınavların ortak olması değil; aklın, bilimin, tecrübenin ve sahadan gelen sesin ortak olmasıdır.

Bir öğrencinin kaybettiği yıl, yalnızca takvimden eksilen on iki ay değildir. Bu nedenle eğitimde atılan her adım, sınav sonuçlarından önce insan hayatına etkisiyle değerlendirilmelidir.

Kalın sağlıcakla,