Donald Trump, ikinci dönem seçim kampanyasının en büyük vaadiyle sahneye çıkmıştı:
“Dünyadaki savaşları bitireceğim.” Göreve başladığında Gazze’deki katliam, Ukrayna-Rusya savaşı, Afrika’daki çeşitli iç çatışmalar ve müdahaleler nedeniyle tüm dünyanın umudu bir anda yükselmişti.
Trump da bu hava içinde, “Nobel Barış Ödülü’nü en çok ben hak ediyorum” diyecek kadar kendine güveniyordu.
Birçok kişi de “Belki de haklı” demeye başlamıştı. Fakat 1 Ocak 2026’dan itibaren bambaşka bir Trump ortaya çıktı.
3 Ocak sabahı uyandığımızda Venezuela’ya yönelik uzun süredir dillendirdiği tehdidin gerçekleştiğini gördük:
ABD, Venezuela’nın devlet başkanını kaçırarak ülkeye fiilen el koymuştu. Bu adım, dünya kamuoyunu şoke etti.
Ardından sıra Danimarka’ya ait Grönland’a, ardından Latin Amerika’daki neredeyse tüm ülkelere geldi.
Trump, “İstediğim ülkeye aynı tarifeyi uygularım” restini çekmeye başladı.
Aldığı gazla durmadı. Binlerce kilometre ötedeki İran’da da rejim değişikliği sözü verdi. İran’da bir haftadır sokaklar karışmış durumda. Kuvvetle muhtemel birkaç gün içinde İran’da da yeni bir sayfa açılacak gibi görünüyor.
Küresel sistem buna karar vermiş gözüküyor. Tüm tuşlara basılmış durumda. Sadece İran’da mı? Elbette hayır. Türkiye’de de tuşlara basılıyor. Bu satırları yazdığım saatlerde bazı sanatçıların, İran’daki gösterilere ve göstericilere destek tweet’leri attığını görüyoruz.
Bir sanatçının tweet’ine alıntı yaparak “Ayşe Barım tahliye mi oldu?” diye sordum. Çünkü bu tayfanın hep birlikte toplumsal meselelerde koro halinde tweet attığını çok iyi hatırlıyoruz. Bu tweetlerin organize edildiğine dair iddialar, hem Ayşe Barım soruşturmasında hem de medyada defalarca gündeme gelmişti. Bu güruhun, ülkenin hayrına herhangi bir konuda tek ses olup destek verdiğini hiç görmedik.
Orman yangınları söndürülemedi diye “Türkiye’ye dış müdahale yapılsın” çağrıları yaptıklarını duyduk. Teröre karşı tek bir ortak tweet atmadılar. Gazze’de 2 yıldan fazladır devam eden soykırıma karşı tek kelime etmediler.
Şimdi asıl soruya gelelim: Dünya nereye gidiyor?
Hukuk, insan hakları, uluslararası kurumlar, kurallar, normlar, antlaşmalar… Hepsi bir anda askıya alınmış durumda. Dünya, adeta “gücü yetenin haklı olduğu” eşkıyalık düzenine geri döndü. Değerli varlıklardaki ani fiyat dalgalanmaları korkutucu boyutlara ulaştı.
Böyle bir değişim en son İkinci Dünya Savaşı öncesinde yaşanmıştı. Bu yeterince ürkütücü değil mi?
Analistler, dünyanın bir şeye hazırlandığını ve bunun büyük olasılıkla Üçüncü Dünya Savaşı olduğunu söylüyor. Acaba şu an yaşadıklarımız, savaşın ta kendisi değil mi? Çünkü bunlar artık “normal” gelişmeler değil.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, pandemi döneminde defalarca “Dünya, pandemiden sonra bambaşka bir dünyaya çıkacak” demişti. Gerçekten de bambaşka bir dünyaya çıktık. Bugün ise sürekli vurguladığı başka bir gerçek var:
Dünya hiç iyi bir yere gitmiyor. Ve bu gidişin ülkemize de çok yakın olduğunu kalın harflerle ifade ediyor. Bu nedenle iç tahkimat yapmamız, el ele tutunmamız gerektiğini söylüyor.
Dünya bir cendereden geçecek. Biz de bu cendereden geçeceğiz. Önemli olan, bu cendereden ayakta kalarak çıkabilmek.
İçimizi biraz olsun rahatlatan iki gerçek var:
Gelen cenderenin farkında olmamız
Başımızda dünyanın en tecrübeli liderinin bulunması
Peki yaklaşan tehlike her neyse, ülke olarak hepimiz gerçekten farkında mıyız?
Muhalefetimiz farkında mı? Maalesef çok da öyle görünmüyor. Muhalefetimizin iki gündemi var:
Etrafımız ateş çemberiyle çevriliyken “Recep Tayyip Erdoğan’dan nasıl kurtuluruz?”
Cezaevindeki siyasi figürlerini nasıl kurtarabiliriz derdindeler
Bırakın yaklaşan büyük tufanı görmeyi, güncel dış politikalara dair bile fikirleri, bilgileri yok gibi.
Muhalefeti, sanatçı tayfasını bir kenara bırakalım. Asıl soru şu:
Biz halk olarak bu tufana hazır mıyız? Uzmanların bu tür dönemler için önerdiği temel tedbirleri almakta fayda var: gıda stoğu, nakit para, temel ihtiyaç malzemeleri, alternatif iletişim yolları vs. vs.…
Rabbim sonumuzu hayır etsin.
Devletimize, milletimize güç ve kuvvet versin.
El ele tutunmak aklımızdan çıkmasın.
İyi bir hafta dilerim.
Medya Muhtarı