Yeniden hazırlanın...

Bugün cihat başlıyor!

Hiç düşündünüz mü?

Bir kelime...

Tek “bir kelime...”

Nasıl olur da milyonlarca bütün Mümin-Müslümanın zihninde aynı anda farklı anlamlar uyandırabilir?

“Sadece "cihat"...”

Bu kelimeyi okuyunca kaç kişinin aklına önce ne geliyor?

Kaç kişinin aklına; bir yetimin başını okşamak geliyor?

Kaç kişinin aklına; bir annenin gözyaşını silmek geliyor?

Kaç kişinin aklına; bir hastanın ilacını almak, bir öğrencinin okul masrafını karşılamak?

Kaç kişinin aklına; gecenin alacakaranlık bir vaktinde hiç kimsenin haberi olmadan sessizce, gizlice, kalpten, gönülden-içten ve samimiyetle edilen bir dua geliyor acaba hiç düşündünüz mü?

Çok az... (değil mi?)

Belki de bilemiyoruz.

Özetle:

Yıllardır bu kelimenin etrafına öyle kalın duvarlar örüldü ki insanlar artık kelimenin özünü değil, sadece gölgesini görmeye başladı.

Oysa bazen gölgeye bakmak, güneşi unutmaya sebep olur.

Gelin bugün gölgeyi değil, güneşi-nurun özünü konuşalım.

Cihat denildiğinde İslam'ın anlattığı esasta savaş değildir.

Esasında:

“Gayrettir.”

“Çabadır.”

“Emektir.”

Allah'ın rızasını kazanmak için insanın bütün gücüyle iyiliğin tarafında durmasıdır.

Kur'an-ı Kerim'i baştan sona okuduğunuzda çok önemli bir gerçeği fark edersiniz.

Allah, insanı yeryüzünü imar etmek, adalet sağlamak ve yönetmek için gönderir.

Bozmak için değil:

Yıkmak için değil.

İzzet ve şerefi korumak:

Adaleti ayakta tutmak.

Mazlumu yalnız bırakmamak:

İşte asıl mücadele de budur.

Yüce kitabımız: “Kur'an'ı Kerim’de” müminlerin mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda gayret etmeleri övülür. Ancak bütün ayetlere birlikte bakıldığında görülen büyük tablo şudur:

“Amaç savaşın kendisi değildir.”

Hakkın korunması zulmün engellenmesi ve insanın onurunun yaşatılmasıdır.

Savaş ise belirli şartlarda ve belirli kurallarla ele alınan istisnai bir durumdur.

“Asıl olan, hayrın çoğalmasıdır.”

Cihat sadece meydanlarda verilmez.

İlk başta kendi iç dünyamızda başlar.

Tüm hataları affedebiliyor muyuz?

Hep kibrimizi yenebiliyor muyuz?

Öfkemizi kontrol edebiliyor muyuz?

Karşılıksız iyilik yapabiliyor muyuz?

Asıl en zor savaş; insanlar bazen bin kişiyi yener ama kendi nefsine yenilir.

Hz. Muhammed (SAV)’in hayatı incelenirse bunu açıkça görebilirsiniz.

O sadece savaş meydanlarında bulunan bir lider değildi.

Herkese güzel ahlakı ve davranışlarıyla örnek bir insandı.

Aç kalanı doyuran bir gönül insanıydı.

Komşusunun hâlini soran bir dosttu.

Hep kalpleri kazanan bir öğretmendi.

Sabretmeyi öğretti.

Affetmeyi öğretti.

Güzel sözlerle herkesin kalplerini kazanma ahlakını öğretti.

İnsanların birbirini kırmak yerine ayağa kaldırmasını öğretti.

Kalpleri fethetmek, bazen şehirleri fethetmekten çok daha zordur.

Bugün etrafımıza, eşrafımıza ve ahlatımıza genel amaçla bakalım.

Bir öğrencinin okul masrafını karşılayan insanlar var.

Bir engellinin tekerlekli sandalyesini alan insanlar var.

Kimse görmeden öğrencilere burs veren insanlar var.

Her ay maaşını ihtiyaç sahiplerine ayıran insanlar var.

Bir sokak hayvanını aç bırakmayan güzel insanlar var.

İnsanın umudunu yeşertmeye çalışan gönüllüler var.

Bunların hangisi küçük-büyük denilir?

Hangisi Allah katında değersiz olabilir?

Belki de ancak ve ancak zaten hiçbiri...

Keza:

Allah yapılan işin büyüklüğüne değil, niyetin samimiyetine bakar.

İşte; “cihat tam da burada çok büyük bir anlam ve önem kazanır.”

Bir çocuğun eğitimine destek olmak...

Bir yetim-öksüz insan ile ilgilenmek…

Bir hastanın ilacına yardımcı olmak...

Bir yaşlının yaşamını kolaylaştırmak.

Bir borçlu insanın borçlarını ödemek.

Güvenilir ve doğru bilgiyi yaymak...

Yalanın önüne geçmeye çalışmak...

İnsanları umutsuzluğa değil umuda çağırmaktır.

Bunların hepsi Allah rızası uğrunda bir gayrettir.

Şöyle ki:

Bu hayırlı güzellikler her biri ayrı ayrı ve tek tek en büyük bir cihattır.

Bugün Gazze'ye baktığımızda bunu daha derinden hissediyoruz.

“Orada insanlar sadece ekmek-yemek kesinlikle beklemiyor.”

Hatırlanmayı bekliyor.

Unutulmamayı bekliyor.

Bir annenin çocuğuna süt alabilmesi...

Bir yaralının ilacına acil ulaşabilmesi...

Bir ailenin çadırını rahat kurabilmesi...

Bir çocuğun hazır temiz su içebilmesi...

Bunlara vesile olmak sadece bir yardım değildir.

Allah’ın rızası için verilen büyük bir mücadeledir.

Maddi gücü-imkânı olan (kazancıyla) infak eder.

Düzenli periyotlarla fazlasıyla Zekâtını hep verir.

Aralıksız ve sürekli Sadakalarını güncel ulaştırır.

Bir aileyi sağlıklı ve verimli olarak ayağa kaldırır.

Kısıtlı imkanları olanlar ise ellerini semaya açar.

"Allah'ım onları yalnız bırakma." Diye dua yapar.

İnsanız; belki de cebinde verecek parası yoktur.

Ne güzel bir niyettir ki; “kalbinde taşıdığı bir samimiyet vardır.”

Samimiyet, dünyanın en büyük servetinden daha değerlidir.

Osmanlı'nın asırlar boyunca kurduğu sosyal vakıfları düşünün:

Yol boyunca inşa edilen kervansaraylarını...

Cami külliyeleri ve müştemilat Aşevlerini...

Kütüphaneler, Hanlar ve İmarethanelerini...

Tüm sokaklarda ki sebiller ve Çeşmelerini...

Şifahaneleri, Mektepleri ve Medreselerini...

Her semtte Darüşşifaları ve teşkilatlarını…

Bir yolcu gece korkmadan uyusun diye yapılan hanları...

Bir kuş susamasın diye yüksek yerlere yapılan sebilleri...

Bir öğrenci ilim-harf öğrensin diye kurulan medreseleri...

İşte bütün bunlar bize çok önemli bir hakikati anlatıyor.

“Medeniyet sadece taş üstüne taş koymak değildir.

İnsanların kalbine sessizce bir umut koyabilmektir.”

“Onlar biliyordu ki Allah yolunda hizmet, sadece eline kılıç almak değildir.

Bir köprü yapmakta cihattır.

Bir hastane yapmakta cihattır.

Bir çeşme yaptırmakta cihattır.

Bir öğrenci okutmakta cihattır.

Çünkü; “gerçek güç yıkmak-yok etmek değil, yaşatmaktır.”

“Şimdi gelin aynaya bakalım.

Ama hiç kimseye değil lütfen!

Kendimize sadece kendimize”

“(Biz) Bugün Allah rızası için neyin mücadelesini veriyoruz?”

Bir kırgınlık bitirebildik mi?

Bir yüzü güldürebildik mi?

Birisine umut olabildik mi?

Komşularımızın kapısını çalıp "Bir ihtiyacın var mı?" diyebildik mi?

Dostlarımızla bir araya gelip “Nasıl olduklarını?” merak ettik mi?

Bilgimizi paylaşabildik mi?

Zamanımızı ayırabildik mi?

Belki de cihat tam burada başlıyor:

Sessizce edilen duada...

Gizlice yapılan bağışta...

Bir öğrencinin bursunda

Bir annenin gözyaşında…

Bir babanın alın terinde...

Bir çocuğun gülümsemesinde...

“Allah büyük görünen işleri değil, ihlasla ve samimiyetle yapılan tüm küçük iyilikleri büyütür.”

Belki bir gün:

Hepimiz geriye dönüp hayatımıza baktığımızda şunu anlayacağız.

Asıl kazandığımız savaş: “Herkese verdiğimiz savaş olmayacak.”

Asıl kazandığımız savaş: “Nefsimize karşı verdiğimiz savaş olacak.”

Cihat:

“İnsanın Allah'ın rızasını kazanmak için malıyla, vaktiyle, bilgisiyle, çalışmasıyla, azmiyle, gayretiyle, kazancıyla, vicdanıyla, duasıyla ve merhametiyle iyiliğin tarafında durmak kararlılıktır.”

Sözde ziyade:

Bir ekmek, bir dua, bir ihtiyaç sahiplerinin en ufak bir tebessümü:

İnsanlık tarihinin en büyük zaferlerinden daha büyük ağır gelebilir.

Dünyada ilerlemekte olan tek yüksek uygarlık İslam medeniyetidir.

Dua, selam ve hürmetle…

Muzaffer olmak umuduyla…