PKK/PYD ne yapıp edip işbu mektubu kaleme almış olduğum 24 Haziran 2026 tarihi itibariyle anayasal olarak üniter bir devlet olan Suriye içerisinde Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi varlığını de facto olarak sürdürmeyi başardı.
Dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu ki 2012 yılında uydurulan bu antitenin sınırları ile 2026’daki mevcut sınırları hemen hemen birebir aynıdır.
Neticeye bakacak olursak bu PKK/PYD yapılanması Esad Rejimini, İşid’i, Hizbullah’ı, Kataib Milislerini, Wagner’i, Rus Ordusunu, ABD askerini, Fransız Askerini, El Kaide’yi, İran’ı sahada bertaraf edip varlığını sürdürmeyi başardı.
Rusya-Ukrayna Savaşını ve bilhassa da Kalıcı Ateşkes Anlaşmasını imzaladıktan takribi 1 ay sonra patlak veren 28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İran Savaşını da atlatmış oldu. Ali Hamaney’in yok edildiği coğrafyada Mazlum Abdi sırf Türkiye kamuoyunu medya üzerinden manipüle ederek var olmayı sürdürüyor. Her türlü hukuki ve askeri gerçekliğe rağmen üstelik…
Zaten bu durum böyle olsun sahada 3 gün varlık gösteremeyecek olan zavallı bir terör yapılanması olan PKK/PYD/YPG örgütünün kökten ortadan kaldırılmasın diye çekinen grupların Türkiye’de ileri sürebileceği birkaç tane çekincesi var aslında sadece…
Bunların da uydurma olduğunu bahane olduğunu ortaya koymak isteriz zira muğlak müphem ifadelerle herkesi mutlu edecek aslında zero sum game olan bir olayda herkesin win winle bu işten kazanarak çıkacağı hülyasına kapılmaya teşne isimleri görüyoruz.
Bu isimlerin bahanelerinin başında Türkiye'deki Terörsüz Türkiye Süreci akamete uğrar hezeyanı gelmekte. Ne var ki bunların hakikatle yakından uzaktan alakası yok.
Birincisi süreç tek taraflı olarak başladığı için ve Türkiye Cumhuriyeti de Üniter bir yapıda olduğu için ve PKK'nın kurucu lideri hem sempatizanları hem de militanları açısından direkt bakılacak olan isimdir. Öcalan'ın Türkiye'nin savlarına hem Türkiye'de hem Suriye'de yakın durması zaten sorunu çözüyor.
İkincisi süreci akamete uğratabilecek sosyolojik bir durum 6-7 Ekim olaylarındaki gibi söz konusu değil çünkü ortalığı karıştırabilme kapasitesine sahip olacak isimler enterne edilmiş vaziyette. Dahası Esad Suriye'de devrilmiş durumda ve Amerika Birleşik Devletleri'nin başında Türkiye Cumhuriyeti Devletini düşman olarak gören demokratlar Obama ve Biden gibi isimler yönetimde yok. Ayrıca İran zayıflamış durumda ve Kuzey Irak’taki Kürtler 2017’deki tek taraflı bağımsızlık referandumuyla da darbe aldı Irak sahasında.
2025 yılı Terörsüz Türkiye süreci olarak adlandırılmışken 2026 yılı da Türkiye'de Yeni Anayasa Yılı olacak. Suriye'deki taslak metine benzer bir şekilde yani resmi dilin Türkçe olduğu vatandaşlık tanımının değişmediği;
Türklük kapsamını Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde doğan herkesin Türk olarak adlandırıldığı; ana dil öğrenimi için seçmeli derslerle bir müfredatın ortaya konulduğu; üniter yapıdan taviz verilmeyen ve bunu Abdullah Öcalan'ın kabul edeceği bir ortamda toplumun da hazırlandığı bir şekilde Terörsüz Türkiye Sürecinin akamete uğraması diye bir şey kesinlikle ve kesinlikle söz konusu olamaz.
Süreci akamete uğratacak şey PKK’nın umutlanmasıdır zaten sürecin uzaması PKK’nın arzuladığı bir durumdur bir iki günde oldubittiye getirilebilecek konulardır bunlar. Nitekim Rakka, Tabka, Deyrüzzor gibi sahalar düşmeden önce PKK sempatizanlarının Suriye konusundaki tavır ve tutumlarının iki gün içerisinde nereye evrildiğini gözlemleyerek de bu sonuca rahatlıkla varmak mümkündür.
Bir diğer bahane Irak coğrafyasında işler sarpa sarabilirdir: Bu da kesinlikle ve kesinlikle doğru değildir zira 2017 Referandumu sonrası her ne kadar İran'da Irak'taki Şii gruplarla Kürtler arasındaki dirsek teması devam etmiş olsa bile artık aralarında organik bir bağ kalmamıştır.
Suriye'de İran karşıtı Mücahit grupların Esad'ı devirmesi Irak'ta Sünni grupların Irak devletine karşı savaşacağı ya da Irak'taki Şii milislerin Suriye'ye savaş açacağı veyahut da bir iç savaş çıkaracağı fantezisini destekleyecek sahada ne bir sosyolojik gerçeklik var ne de İran Rejiminin yıkılmakla karşı karşıya kaldığı bir ortamda bunu tesis edecek böyle bir gücü var.
İsrail'in hiçbir şekilde zaten buraya müdahale edebilme imkân ve kapasitesi yok iken bu iş sürüncemede kaldığı sürece PKK sempatizanları ve militanları Barzani’nin arkasında İsrail var diyerek yine bir algı oluşturmakta ve Irak sahasındaki gerçeklikten gözlerimizi çevirmekte…
Üçüncüsü de İran'daki gelişmeler devam ederken SDG konusunda frene basmalıyız yaklaşımı. Bu yaklaşımda nasılsa Rejim yıkılmaz zira rejime dışardan gelecek olan her tehdit rejimi güçlendirir bu baskı ortadan kalktıktan sonra İran rövanş alabilir ön kabulü vardır. Bu da yanlıştır çünkü sadece azınlıklar, Tahran Burjuvazisi, gençler ve sekülerler değil aynı zamanda elektrik kesintilerinden; su kesintilerinden, temel gıda ve ilaç kıtlığından bezen yaşlı ve orta yaşlı Caferi Farisi kitle yani rejimi ayakta tutan güruh rejime sırtını dönmek üzere…
Ambargonun sertleşmesinin sebebi de Amerikan filosunun İran kıyılarına gelmesinin nedeni de dışarıdan müdahale etmeden yani rejimi kurtarmadan onlara meşruiyet kazandırmadan azınlık grupların ya da gençlerin değil iktisadi sebeplerle Caferi Farisi yaşlı ve orta yaşlı kitlenin rejime sırtını dönmesini beklemekte Trump Yönetimi.
Trump, rejimi neyin ayakta tuttuğunun çok iyi tespitini yapmış durumda. Silahlı grupların monarşi istemiyoruz veliaht prense karşıyız ortak deklarasyonunun Trump’ın Pehlevi Veliahdına mesafeli yaklaşımı da bunu teyit eder niteliktedir.
Dahası Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güç kapasitesi olarak Amerika Birleşik Devletleri gibi bir uluslararası gücü engelleme kapasitesi yok aynı zamanda da rejimden zulüm gören tüm azınlıklar Beluciler, Türkmenler, Kaşkaylar, Afşarlar, Sünni Araplar, Şii Araplar, Kürtler ve Azeriler dahil olmak üzere herkes bunca sıkıntı çekmişken üstüne üstlük rejimden iktisadi sebeplerle memnun olmayan muhafazakâr Farisiler bu rejimi istemezken ahlaken bizim de sahadaki bu gerçekliği reddetme hakkımız yok.
Zaten geleneksel rakibimiz olarak mevcut statükonun devamında İran'ın nükleer silah elde etmesi başta olmak üzere Suriye'de ve Irak'ta bunca zulmün yaşanmasının müsebbibi olan İran'ın bu rejimle devam etmesi zaten ulusal çıkarlarımızı aykırıdır.
(NOT: “Ortadoğu Seçilmiş Hafıza İran Irak Suriye ve Türkiye denklemi” Başlıklı yazı serisi devam edecek.)